Cumhurbaşkanlarımızdan Merhum Özal İle Gazetecilik Anılarım

Gazeteci ve belgeselci olarak anılarımızı yazarak sizlerle paylaşmayı görev biliyorum. Görüp ve yaşadıklarımızı birinci ağızdan yazarak, tarihe bilgi ve belge bırakmayı görev kabul ediyorum.

Cumhurbaşkanlarımızdan merhum Turgut Özal’ı vefat yıl dönümünde rahmet, minnet, şükran ve özlemle anıyoruz… Ruhu şad, makamı cennet olsun.

Merhum Özal ile ilgili birçok anımız var. Unutamadığım en önemli anım 1990 yılında, Başbakanlık Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü’nün kuruluş yıldönümü dolayısı ile düzenlenen Anadolu Basını Güneydoğu Anadolu Projesi Araştırma ve İnceleme Yarışmasında birinci seçilmiş, kazandığım ödülü 1990 yılında Ankara’da Devlet Konuk Evinde düzenlenen törende ödülümü rahmetli Özal’ın elinden almıştım.

Aradan tam 31 yıl geçmiş… Gebze Gazetesi www.gebzegazetesi.com olarak merhum Özal’ın elinden aldığımız plaketimiz İlim, Kültür, Tarih Araştırmaları Merkezi www.iktav.com  kütüphanemizde bulunmakta.

Rahmetli Özal’ı ilk kez 1983 yılında Anavatan Partisi’nin kuruluş yılında Gebze’de tanımış, Özal ile birçok kez gazeteci olarak görüşmüş, söyleşi yapmıştım. Sorduğumuz sorulara Özal, hoşgörü içinde cevap vermişti.

Merhum Özal İle ilgili daha önce Gebze Gazetesi’nde www.gebzegazetesi.com yazdığım makalenin bir bölümünü sizlerle paylaşıyor, rahmetli Özal’ı tekrar rahmet, minnet ve şükranla anıyorum.

***

Vefat Yıldönümünde Özal ve Lider Olmak

1980 darbesinden sonra, Türkiye Cumhuriyeti’ni belli bir süre idare eden Turgut Özal ve Türkiye’nin Özal’lı yılları halen konuşulup tartışılıyor. Vefatının üzerinden yıllar geçmesine rağmen Özal’ın prensibi ilkesi, sevecen ve samimi duyguları halen dost ve düşman herkes tarafından takdir ile anılıyor.

Özal gerçekten bir liderdi. Üstelik silinmez izler bırakan bir lider. İyisi ile kötü ile hatasıyla sevabıyla Türkiye birçok şeyi Özal döneminde yaşadı. Orta Direkler…, Hisse Senetleri…, KDV…, Dövizin Serbest Bırakılması…, Transformasyon…, Çağ Atlama…, Benim Memurum İşini Bilir…, Anayasayı bir kere delmekten bir şey çıkmaz…, ve daha neler neler…

Artık hepsi mazi oldu. Bir gerçek var ki Özal gerçekten Türkiye’ye çok önemli hizmet etti. Elbette çok iş yapan insanlar çok da hata yaparlar. Bize düşen bugün Özal’ı hayırla ve rahmetle anmak. Allah rahmet eylesin…

Özal’dan sonra gelen liderleri hatırlayalım. Demirel…, Ecevit…, İnönü…, Türkeş…, Erbakan… ve daha birçok isim. Bu isimlerden hangisi Özal kadar konuşabiliyor. Özal kadar silinmez iz bırakan kaç liderimiz var. İşte Demirel; 40 yıl Türk siyasetinde iktidar, muhalefet, bir bilen ve yasaklı olarak söz sahibi oldu. Acaba Özal kadar eser ve hizmeti var mı? En önemlisi Özal kadar seveni var mı? Zannetmiyorum. Demirel’i nasıl hatırlayacağımızı çok iyi biliyoruz. Üzerinde fazla durmaya gerek yok.

Lider olmak çok önemli. Liderler eser ve hizmetleri ile yaşarlar. Özal’dan önce ve sonra gelen liderler kendi eksenleri etrafında konuşulacaktır. Ama Özal aradan asırlar geçse de unutulmayacak, sürekli hayır ve şükranla anılacaktır.

Özal’ı ilk kez 1983 yılında tanımıştım. Anavatan Partisi’nin kuruluş yıllarıydı. Gebze’de ilçe teşkilatı açılış töreninde kendisine sorular yöneltmiş, o sert sorularımıza yumuşak ve samimi cevaplar vermişti. Sonra birkaç kez daha görüştük. Gazeteci ve belgeselci olarak onu yakından takip ettik. Güney Doğu Anadolu Projesi GAP projesi araştırma dalında birincilik ödülünü kendi elinden almış bir gazeteci olarak, vefatından sonra birçok yazı kaleme almıştım. Özellikle cinayete kurban gidip gitmediği tartışılıyordu. O konu ile ilgili yazdığım yazıların bir bölümünü köşemde sizlerle paylaşıyorum. Yazının tümünü www.gebzegazetesi.com  adresindeki köşemden okumanızı arzu ediyor, Özal ile ilgili görüş ve düşüncelerinizi bizlerle paylaşmanızı istiyorum.

TURGUT ÖZAL KİMDİR?

13 Ekim 1927 tarihinde Malatya’da doğdu. Babası Mehmet Sıddık Özal, annesi ise Hafize Özal’dır. Babası memur olduğu için öğrenimini farklı okullarda tamamladı. Öğrenim hayatına Bilecik’te bir ilkokulda başlayan Özal, daha sonra Mardin, Konya ve Kayseri’de öğrenimini sürdürdü. Yükseköğrenimini ise İstanbul Teknik Üniversitesi Elektrik Mühendisliği Bölümü’nde tamamladı.

Özal, mezun olduktan sonra Ankara’daki Elektrik İşleri Etüt İdaresi’nde çalışmaya başladı. 1952 yılında Ayhan İnal’la ilk evliliğini yaptı. Kısa bir süre sonra boşandı ve Semra Hanım’la evlendi. Bu evlilikten üç çocuğu oldu. Ekonomi üzerine eğitim almak için Amerika’ya giden Özal, Türkiye’ye döndükten sonra Elektrik İşleri Etüt İdaresi’nde çalışmaya devam etti. 1959 yılında Ankara Ordonat Okulu’nda yedek subay olarak askerliğini yaptı.

Askerden döndükten sonra Devlet Planlama Teşkilatı’nın kuruluş çalışmalarında yer aldı. Bir süre sonra da Başbakan Süleyman Demirel’in danışmanlığına getirildi. 1965’te Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarı oldu ve 1971 yılına kadar bu görevini sürdürdü. Daha sonra ise Dünya Bankası’nda danışman olarak görev yaptı.

1977 milletvekili genel seçimlerinde Milli Selamet Partisi’nden (MSP) aday oldu, fakat seçilemedi. 1979 yılında Başbakanlık Müsteşarlığı’na getirildi. 24 Ocak Kararları’nın hazırlanmasında önemli rol oynadı.12 Eylül 1980 darbesinden sonra kurulan hükümette, başbakan yardımcısı olarak görev yaptı. 1982 yılında görevinden istifa etti. 1983 yılında Anavatan Partisi’ni kurdu ve ilk seçimde tek başına iktidar oldu. 1989 yılında TBMM tarafından cumhurbaşkanı olarak seçildi. Özal, 17 Nisan 1993’te vefat etti.

Özal’ın cesedi neden çürümedi?

Merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal kısa süren Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı döneminde çok büyük hizmetler yaptı. Hayatta iken kıymetini bilemedik. Özellikle malum medya ve güç odakları Özal’a saldırdılar, hakaret ettiler, iftira edip, O’nu küçük düşürmek için ellerinden gelini yaptılar. Buna rağmen merhum Özal, hep halkın yanında oldu. Milletinden kopmadı, dindar ve demokrat cumhurbaşkanı olarak gönüllerde yer etti. Bu güç odakları saldırırken muhafazakar ve milliyetçi camiada Özal’a sahip çıkmadı. Hatta bazı aile fertlerinin yaptığı yanlışlar yüzünden Özal büyük sıkıntılar çekti. Kongrede hayatına kastettiler. Merhum Özal, “öldürmeyen Allah öldürmez” diyerek güç odaklarına meydan okudu. Özal’ın zamansız ölümü, zehirlendi kuşkusunu ortaya çıkardı ve yıllar sonra Özal’ın mezarı açıldı. Özal’ın mezarı açıldıktan sonra cesedinin çürümediği bizzat devlet yetkilileri tarafından açıklandı. Cesedinin çürümemesi üzerine bilimsel olarak bazı açıklamalar yapılıyor. Ancak Özal’ı yakından tanıyan ve Özal’la ilgili birçok araştırma yapmış, hatta malum gazeteci Emin Çölaşan’ın “Turgut Nere’ye Koşuyor” kitabına karşılık, değerli dostum Fuat Aydemir ‘in Özal’ın hizmetlerini anlatan “Türkiye Nereye Koşuyor” kitabını basarak Özal’a sahip çıkan bir gazeteciyim. Polisan fabrikasında üst düzey bir yönetici olan Fuat Aydemir Bey “Türkiye Nereye Koşuyor” kitabını hiçbir yayıncıya bastıramamış ve biz bu kitabı basıp yayınlayarak tarihe not düşmüştük. Bugün bu kitabın orijinal basımı az da olsa elimizde bulunmaktadır.

Özal’ın vefat ettiği haberini TV’de duyduğumda içim daralmış ve gözlerimden boşalan yaşı hiç unutmuyorum. Özal daha partiyi kurduğu günlerde Gebze’de kendisine işçilerle ilgili sorular yöneltmiş, Başbakan ve cumhurbaşkanı olduğunda birkaç kez röportaj yapma fırsatı bulmuş biri ve 1989’da Anadolu Gazetecileri GAP yarışmasında Özal’ın elinden ödül almış biri olarak Özal’a karşı vefa borcumu ödemek için birkaç satır ele almak istedim.

ÖZAL’IN CENAZESİNE DE KATILMIŞTIM

Özal’ın İstanbul’daki cenaze merasimine gazeteci ve belgeselci olarak katılmış, Fatih camiinde bir ağaç üzerine çıkarak hem cenaze namazını kılmış ve o mahşeri kalabalığı görmüş biriyim. Özal’ın cenazesinde Vatan Caddesi’nde on binlerce kişiyle yürümüş ve anıt mezarına defin işleminde Fatihalar okumuş biriyim… O mahşeri kalabalık, dua eden isimler ve hiçbir protokol yapılmadan dua eden 1on binler Özal’ın cenazesinin neden çürümediğini en iyi şekilde ifade etmekte.

Adli tıp kurumunun kararı ne olursa olsun Özal şehit edilmiştir. Özal’ın ölümü normal bir ölüm değildir. Bunun en önemli delili ise Özal’dan sonra Türkiye’nin yaşadığı karanlık yıllar ve 28 Şubat sürecinde yaşananlardır.

Özal’ın cesedi ile ilgili yapılan haber, yorum ve açıklamaları sizlerle paylaşıyorum, bu konu ile ilgili gelecekte tarih hükmünü verecektir. (Kaynak: Gebze Gazetesi Arşivi, İsmail Kahraman Makalesi)

Sponsored Post Learn from the experts: Create a successful blog with our brand new courseThe WordPress.com Blog

WordPress.com is excited to announce our newest offering: a course just for beginning bloggers where you’ll learn everything you need to know about blogging from the most trusted experts in the industry. We have helped millions of blogs get up and running, we know what works, and we want you to to know everything we know. This course provides all the fundamental skills and inspiration you need to get your blog started, an interactive community forum, and content updated annually.

Yıldırım Akbulut ve Gebze’nin 35 Yıllık İl Olma Mücadelesi

Siyasi tarihimizin çok önemli isimlerinden dürüst, çalışkan, alçak gönüllü, vefalı ve tam bir Anadolu insanı olan Yıldırım Akbulut’un vefat haberi, beni 35 yıllık geçmişi olan Gebze’nin il olma mücadelesine götürdü.

Merhum Başbakan Yıldırım Akbulut’un Başbakan ve Meclis Başkanı olduğu dönemde Gebze’nin il olması ile ilgili yapılan çalışmalar ve il olma komitesine Yıldırım Akbulut’un gösterdiği ilgi ve bizleri samimi olarak dinlemesini dün gibi hatırlıyorum…

Gebze’nin il olması ile ilgili Gebzeli milletvekillerinden, belediye başkanlarına, siyasi parti ilçe başkanlarından, STK’larına ve gazetecilerinden dernek başkanlarına çok büyük mücadele verildi.

Deprem şehidi merhum Milletvekili Alaettin Kurt ile Gebze’nin efsane belediye başkanı 28 Şubat darbesi mağduru merhum belediye başkanı Ahmet Penbegüllü’nün önü, Gebze’nin il olmasını istemeyen İzmit lobisi ve İzmitli siyaset baronları tarafından kesildi.

Gebze’nin il olması ile ilgili yapılan çalışmalar hep engellendi. Buradan açıkça yazmak istiyorum, bir dönem AK Parti siyasetinde etkin ve Kocaeli siyasetini belirleyen AK Parti’nin kurucu il başkanı ve Sanayi Bakanlığı da yapan Nihat Ergün, Gebze’nin il olmasına karşı çıkmakla kalmadı, bugün tartışma konusu olan ve çok büyük sorunlara ve köy hayatının bitirilmesine neden olan, tarım ve hayvancılığı bitiren Büyükşehir Belediye Yasasını çıkardı. Nihat Ergün, Gebze gibi il olması gereken birçok ilçeye çok büyük kötülük yaptı ve il olmak için aday ilçelerin maalesef önünü kesti.

Nihat Ergün’ün etkin ve yetkin olduğu Büyükşehir Yasası ve köylere yapılan haksızlığın giderilmesi için Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın, iki yıl önce toplanan tarım şurasında köylerin yeniden düzenlenmesi için talimat verdiğini biliyoruz.

Gebze’nin 35 Yıllık İl Olma İsteği

Gebze 35 yıldır il olmak istiyor. İl olmak için çok önemli çalışmalar yapıldı. Bugün bu konuda sadece Gebze Ticaret Odası Başkanı Nail Çiler çalışıyor ve mücadele veriyor. Buradan Gebze Ticaret Odası Başkanı değerli arkadaşım Nail Çiler’e teşekkür ediyorum.

46 yıldır gazeteci ve belgeselci olarak Türkiye ve dünyayı geziyorum. Kocaeli ve Gebze bölgesinde yaşamanın mutluluk ve huzurunu yaşıyorum. Sadece Gebze değil Kocaeli’nin genelini düşünüyorum. Vakit geçirmeden Kocaeli, Karadeniz sahiline açılmalı. Kandıra’ya 30 km uzakta Kefken Kocaeli Karadeniz ilçesi kurulmalı ve Kocaeli Karadeniz’e açılmalı

Gebze bölgesi Tuzla ilçesi ile Karadeniz sahilindeki Ağ ilçe yapılarak Gebze’ye bağlanmalı.

Dünya markası olan Hereke İpek Halılarına adını veren Körfez’in ilçe olmasından sonra, mahalle yapılan Hereke ilçe yapılarak bölgemizdeki ilçelerle birlikte Gebze iline bağlanmalı. Ve vakit geçirilmeden Gebze ili kurulmalı…

Gebze Ticaret Odası, vakit geçirmeden ‘Gebze neden il olmalı?’ adı ile bir çalışma başlatmalı. Panel, sempozyumlar düzenlemeli…

‘Gebze’nin il olmasının Kocaeli ve Türkiye’ye katkısı’ başlıklı akademik raporlar hazırlanmalı. Gebze ilinin sadece Kocaeli’ye değil İstanbul’a da büyük katkısı olacak. Gebze’nin il olması için platform ve komisyon kurularak çalışmalar başlatılmalı.

***

Yıldırım Akbulut ile Gazetecilik Anılarım ve Gebze’nin il olma mücadelesi…

Anavatan Partisi’nin önemli isimlerinden Başbakan ve Meclis Başkanlığı yapan merhum Yıldırım Akbulut, ebediyete uğurlandı.

Bizim gibi yaşları 60’ı geçen gazetecilerin, Anavatan Partisi, Turgut Özal ve Yıldırım Akbulut ile ilgili birçok anıları vardır.

Merhum Yıldırım Akbulut ile en önemli hatıram, Gebze’nin il olması ile ilgili büyük mücadele verdiğimiz, genç gazetecilik yıllarımız. Gebze il olmalıdır manşeti ile Gebze Gazetemizi Yıldırım Akbulut’un eline verip, Gebze’ye il sözü aldığımız anı fotoğrafla ebedileştirmiştik.

Merhum Yıldırım Akbulut mütevazi, dürüst bir devlet adamı. Deyim yerinde ise adam gibi adamdı. Bir kısım medyanın, onu hal müdürü olarak küçümsemeye çalışmasına gülüp geçmiş, muhatap bile almamıştı.

Yıldırım Akbulut Kimdir

Yıldırım Akbulut, avukat, siyasetçi ve 20. Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı. Başbakanlık ve Anavatan Partisi Genel Başkanlığı görevini 1989–1991 yılları arasında sürdüren Akbulut, 1987–1989 ve 1999–2000 yılları arasında Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı görevini üstlenmiştir.

Doğum tarihi: 15 Kasım 1935, Erzincan

Ölüm tarihi ve yeri: 14 Nisan 2021, Ankara

Evet merhum başbakanlardan Yıldırım Akbulut’un vefatı, bizi geçmiş yıllara ve Gebze’nin il olma mücadelesi tarihine götürdü.

Her yönü ile örnek bir devlet adamı ve siyasi tarihimizin çok önemli bir ismi Yıldırım Akbulut’a Allah’tan rahmet, kederli ailesi ve sevenlerine başsağlığı diliyorum.

Merhum Başbakan Akbulut, anılarını yazarak Özal döneminin siyasi tarihine ışık tutmuştur. Merakla Yıldırım Akbulut’un anılarının yazıldığı kitabı bekliyorum.

Siz değerli okurlarıma tavsiyem anılarınızı yazın…

Anı ve hatıra kitapları em önemli tarihi belgedir…

33 Yıllık Arkadaşım Veli Altınkaya’nın Ardından

Korona vebası öldürüyor, insanlık kovid ile savaşıyor. Veba en yakınlarımızı alıyor, her gün acı üzerine acı yaşıyoruz.

Acı haber tez duyulur… İsmi ile müsemma, adı gibi Veli olan, soyadı gibi Altın kalbe sahip, adam gibi adam vefalı insan 33 yıllık arkadaşım, meslektaşım, Kayseri Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Veli Altınkaya’yı kovid vebasına kurban verdik.

Anadolu basının başı sağ olsun…

Veli Altınkaya arkadaşıma Allah’tan cc rahmet, ailesi, sevenleri ve Anadolu basın camiasına başsağlığı diliyorum.

Makam ve mekanının cennet olsun Veli kardeşim…

Küresel Gazeteciler Konseyi toplantısı için Kayseri’de bizleri ağırlamıştı.

Kayseri’ye ilk kez 1988 yılında, genç bir gazeteci olarak gitmiştim. Başbakanlık Basın Yayın Genel Müdürlüğü’nün düzenlediği Anadolu Basını seminerine katıldığımda, Veli Bey’i tanımıştım.

33 yıldır Veli Altınkaya ile arkadaşlığımız devam etti.

Türkiye Gazeteciler Federasyonu, Gazeteciler Cemiyeti, Basın Vakfı ve Küresel Gazeteciler Konseyi toplantıları için yurt içi ve yurtdışında birçok toplantıya katılmış, arkadaş ve dostluğumuz sürmüştü.

Son olarak Kayseri’ye, Vali Bey’in misafiri olarak Küresel Gazeteciler konseyi toplantısı için gittiğimizde Kayseri’de çektiğim belgeseli, merhum Veli Ağabeye ithaf ediyorum. Siz değerli arkadaşlarımı, mübarek Ramazan ayı gecesi Veli Ağabeyin ruhu için bir Fatiha, üç İhlas okumaya davet ediyorum. El Fatiha…

Veli Altınkaya’nın Aziz hatırasına ithaf ettiğim, Kayseri belgeselini sizlerle paylaşıyorum.

Merhum Kayseri Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Veli Altınkaya’nın ev sahipliğinde yapılan KGK Toplantısı ile ilgili Gebze Gazetesi www.gebzegazetesi.com da Belgeselcinin Not Defteri köşemde yazdığım makalelerin linklerini sizlerle paylaşıyorum.

http://www.gebzegazetesi.com/m/?id=3193&t=makale

http://www.gebzegazetesi.com/m/?id=2760&t=makale

***

Küresel Gazeteciler Konseyi Kayseri Toplantısından Notlar

Başta kendi hayatımız olmak üzere dünyada ve Türkiye’de birçok şey değişiyor. Gazetecilik ve belgeselcilik mesleğimizde 43 yıl geride kaldı. Birçok şey yaşadık, Türkiye’yi ve dünyayı gezip gördük. Gazetecilik mesleğimizdeki değişime ayak uydurmaya çalıştık. Küresel Gazeteciler Konseyi ve Kayseri Gazeteciler Cemiyeti’nin organizasyonlarına katılmak üzere Kayseri’deydim. Kayseri’ye ilk kez 1988 yılı Eylül ayında, o dönemki adıyla Başbakanlık Basın Yayın Genel Müdürlüğünün düzenlediği Anadolu Basını Eğitim Seminerleri için gelmiş, toplantılara katılıp dönemin basından sorumlu Kayserili Devlet Bakanı Mehmet Yazar’la 28 yaşında genç bir gazeteci olarak söyleşi yapmış, Kayseri’nin tarih ve kültür değerleri ile ilgili araştırma ve tanıtma yazısı yazmıştım. Benim gibi, toplantıya Türkiye’nin dört bir tarafından gazeteci arkadaşlar katılmıştı. Bugün birçok gazeteci arkadaşımız ebediyete gitti, hepsini rahmetle anıyorum. 31 yıl içinde çok şey değişti. Birçok kez Kayseri’ye gelip gittim, belgeseller çektim. Arkadaş ve dostlarımız oldu. En önemli değişim medya ve basın dünyamızda oldu. O günlerde, birçok Anadolu Gazetesi elde dizilip basılıyor, kurşun potada dizgi yapan entertip dizgi ve frankental düz baskı makinalarında basıldığı fotoğraftan klişe yapıldığı günler… Ofset Baskının hayal olduğu tarihler… Sosyal medya, akıllı cep telefonunun, masaüstü yayıncılık, internet gazeteciliği, Web TV, özel televizyonların hayal bile edilemediği tarihler üzerinden tam 31 yıl geçmiş.

KÜRESEL GAZETECİLER KONSEYİ TOPLANTISI

Küresel Gazeteciler Konseyi ve Kayseri Gazeteciler Cemiyeti toplantısında medyayı ilgilendiren önemli şeyler konuşuldu. Küresel Gazeteciler Konseyi Genel Başkanı Mehmet Ali Dim, konseyin amaç ve hedefleri hakkında önemli bilgi verdi. İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Onur Önürmen, sosyal medyanın geleceği ile ilgili açıklamalar yaptı. Kayseri Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Veli Altınkaya, Kayseri Basını ve 1980 yılında kurulan Kayseri Gazeteciler Cemiyeti ile ilgili bilgiler verdi. 31 yıl içinde basında çok şey değişti. Basın ve medyada sosyal ve dijital medyanın hızına yetişenler, geleceğin medyası “dijital medyaya” ayak uyduran gazeteciler başarılı olacak. Kuruluş çalışmaları devam eden Küresel Gazeteciler Konseyi’ne başarılar diliyor, ev sahipliği ve misafirperverliği için Kayseri Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Veli Altınkaya ve yönetim kuruluna teşekkür ediyorum.

ANADOLU’NUN KIYMETİNİ BİLELİM

Kış ayları olmasına rağmen Anadolu bahardan günler yaşıyor. Küresel Gazeteciler Konseyi toplantısına katılmak üzere uçakla Kayseri’ye giderken 10 bin metre yükseklikten Anadolu’nun muhteşem güzelliklerini de belgeselleştirmeye çalıştım, keşke ülkemizi daha iyi tanıyabilsek. Üç tarafı denizlerle çevrili birçok uygarlığa merkez olmuş, 12 bin yıllık tarihi geçmişe sahip güzel vatan Anadolu dağları, ovaları, yaylaları, vadileri, ırmakları ile adeta cennetten bir köşe. Anadolu havadan bir başka güzel görünüyor. Bembeyaz kar örtüsü altında bir tabloyu andırıyor. Irmaklar ve göllerimiz Anadolu’ya can veriyor. Bağlar, bahçeler ve tarlalardan bereket akıyor. Anadolu’yu sevmek tanımakla, değerlerini koruyup gelecek kuşaklara emanet etmekle olur. Sizleri Kayseri yolunda çektiğim fotoğraflarla baş başa bırakırken, siz değerli arkadaşlarımı Anadolu’yu tanıyıp sevmeye davete diyorum. Unutmayalım ki sevmek tanımakla başlar… Yunus Emre’nin dediği gibi: Gelin tanış olalım işi kolay kılalım, sevelim sevilelim, dünya kimseye kalmaz.

Korona Vebası ve Fidan Dikme Kampanyası

Veba salgınını unutmamak için fidan dikelim. Korona vebası, bütün dünyayı esir aldı. İnsanlık görünmez düşman koronaya karşı bir yıldır ölüm kalım savaşı veriyor.

Türkiye’de üçüncü dalga salgın vakası yaşanıyor. Bu satırları yazdığım 14 Nisan 2021 tarihinde günlük vaka sayısı 60 bin, ölüm oranı 300’e yaklaşmıştı.

Mübarek Ramazan ayına, korona vebası salgını altında girdik. Veba salgınına karşı yeni önlemler alındı. Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın, alınan önlemler ile ilgili açıklamasını Gebze Gazetesi www.gebzegazetesi.com  olarak canlı yayınladık.

Koronaya Karşı Köy Hayatı

Koronaya karşı doğal hayat için insanlar köylere kaçıyor…

Veba salgınında bir kez daha doğal ve köy hayatının önemi anlaşıldı. Büyükşehirlerden köye dönüş başladı. İnsanlar evlerini tamir ediyor, bağ ve bahçelerine fidan dikiyor.

Fidan satışlarında patlama yaşanıyor…

Ben kendi adıma 2021 yılını fidan dikme yılı ilan ettim. 61 yaşına girmem dolayısı ile doğum yerim Giresun Espiye Soğukpınar beldesinde başta kiraz olmak üzere 61’den fazla meyve fidanının toprakla buluşturulmasına vesile oldum.

Gebze bölgesinde çok sayıda fidan diktim. Gebze Belediyesi tarafından sağlıkçılar için dikilen hatıra fidanlığında, başkanla birlikte fidan dikip canlı yayın yaptım.

Toprak Vatandır

‘Çölleşmeye karşı herkes fidan dikmeli’ diyerek, Çölleşme ve Erozyonla Mücadele Genel Müdürü Sayın Nurettin Taş ile İstiklal Marşı 100. yıl anısına belgesel söyleşi gerçekleştirdik. Söyleşiyi birlikte izleyelim.

ÇEM Genel Müdürü Nurettin Taş ile Gebze Gazetesi www.gebzegazetesi.com da yayınlanan söyleşi ile ilgili haber metnini sizlerle paylaşıyorum.

İstiklal Marşı 100. Yıl Söyleşisi

2021 İstiklal Marşı’nın 100. yılı anısına Çölleşme ve Erozyonla Mücadele Genel Müdürü Sn. Nurettin Taş ile Devr-i Alem Belgesel Programı olarak yaptığımız mini söyleşiyi kamuoyuyla paylaşıyoruz.

Devri Alem Youtube kanalımızdan videonun tamamını izleyebilirsiniz…

***

Gebze Gazetesi’nde bir yıl önce 14 Nisan 2020’de yazdığım makaleyi sizlerle paylaşıyorum…

Aç Kalmamak İçin Ülkemiz Çöl Olmasın

Koranavirüs vebası; tarım, ziraat ve su kaynaklarının önemini gözler önüne serdi.

Açlık korkusu ile insanlar gıda ve su depoluyor. Ülkemiz rant uğruna çöl olmasın…

Toprak ve su kaynaklarımızı koruyalım. Köy evlerimizi tamir edelim, yıkılmasın. Bahçelerimize bakalım, dağ olmasın. Çevreye sahip çıkıp, torunlarımıza emanet edelim.

Dünya, koronavirüs ile mücadele ediyor. Dünya insanlığı, açlık ve kıtlık tehlikesi altında…

Devletimiz tarım, ziraat ve hayvancılığı destekliyor. Su kaynaklarının önemli olduğu ortaya çıktı. Aylardan beri, Giresun Espiye Kızılkaya Dağları’ndaki tarih, kültür ve çevre katliamı ile ilgili verdiğimiz mücadelenin ne kadar önemli ve haklı olduğu bir kez daha koronavirüs ile ortaya çıktı.

Çevre ve Şehircilik Bakanı’na tarihi görev düşüyor…

Aylardan beri Giresun Espiye Kızılkaya Maden Dağları’nda yaşanan çevre, doğa ve tarih katliamı ile ilgili yazılar yazıyor ve belgeseller çekerek mücadele veriyoruz.

http://www.iha.com.tr/giresun-haberleri/giresunun-peri-bacalari-turizme-kazandirilmak-isteniyor-giresun-2367249/?fbclid=IwAR3sGHd5IRuiqUhcWIcOpyXGUzhgZdfD1AGpTIvRVitloPBQ1tgH55tdkkE

Son hazırladığımız haber ve belgeselin linkini sizlerle paylaşıyor, çevre ve doğa katliamının bir an önce durdurulmasını istiyoruz.

www.gebzegazetesi.com da yer alan makalemiz

http://www.gebzegazetesi.com/m/?id=1348&t=makale

***

Ülkemiz Çöl Olmasın Belgeseli Çektik

Koranavirüsü felaketi  ülkemizin ekilip dikilecek topraklarının korunması gerektiğini bir kez daha gösterdi.

Bugün tarihler 14 Nisan, saat 07:30 da TGRT Belgesel TV’de çölleşme ile ilgili çektiğimiz Devri Alem Belgesel Programımız yayınlandı.

İlim, Kültür, Tarih Araştırmaları Merkezi İKTAV Belgesel Yayıncılık www.iktav.com olarak hazırladığımız, her gün sabah saat 7’de TGRT Belgesel TV’de yayınlanan Devri Alem Belgesel Programımızda, bugün Dünyamız ve Ülkemiz Çöl Olmasın belgeselimiz yayınlandı. Programın tekrarı, gece saat 3’te yeniden yayınlanacak.

Devri Alem Belgesel Programlarımızı internetten www.devrialem.tv den izleyip, görüş ve önerilerinizi bizlerle paylaşabilirsiniz.

Ülkemiz Çöl Olmasın belgeselimizi internetten izleyebilirsiniz…

(Gebze Gazetesi www.gebzegazetesi.com da 14 Nisan 2020’de yayınlandı.)

Ramazan Ayını Fidan Dikerek Karşıladık

Ramazan ayınız mübarek, sağlık ve mutluluğunuz daim olsun…

Mübarek Ramazan-ı Şerif ayını, fidan dikerek karşıladık. Sağlıkçılar için Gebze Belediye Başkanı Zinnur Büyükgöz ve meclis üyesi aynı zamanda amcaoğlu Abdullah ile zeytin fidanı dikip, belgesel söyleşi yaptık.

Torunum Asım ile ıhlamur ve komşum Abdurrahman Bey’le meyve fidanları diktik.

http://www.gebzegazetesi.com/gundem/saglikcilar-parkina-fidan-diktik-h36393.html

Devlet ve milletimize birlik, beraberlik, Türk İslam dünyasına barış ve huzur getirmesi, insanlığın korona vebası salgınından kurtulmasına vesile olması dilek ve duaları ile tüm arkadaşlarımın mübarek Ramazan ayını tebrik eder, hayırlara vesile olmasını dilerim.

***

Sağlıkçılar için anlamlı vefa

Gebze Belediye’sinden, korona vebasının en büyük kahramanları sağlıkçılara vefa örneği…

Ramazan ayı arifesinde Gebze Barış Mahallesi’nde düzenlenen Ağaç Bayramı Fidan Dikme Töreninde Gebze Belediye Başkanı Zinnur Büyükgöz tarafından yapılan konuşmayı Gebze Gazetesi olarak canlı yayınladık. Belediye Başkanı Zinnur Büyükgöz’ün törende yaptığı konuşmasının canlı yayınını bu linkten izleyebilirsiniz.

https://fb.watch/4PJNKxj1W2/

Sağlık çalışanları için fidan dikme törenine öğrenciler katılım sağladı. Sağlık Meslek Lisesi öğrencileri ile başkanın birlikte diktikleri fidanlar Gebze Gazetesi’nden canlı yayınlandı.

https://fb.watch/4PKddEoTKr/

Başkanla Zeytin Fidanı Diktik

Gazeteci ve belgeselci olarak Gebze Belediye Başkanı Zinnur Büyükgöz ile birlikte ağaç bayramı dolayısı ile Barış Mahallesi’nde zeytin fidanı diktik.

Belediye tarafından sağlıkçılar parkı adı ile düzenlenen ağaç bayramı ve fidan dikme törenini Gebze Gazetesi www.gebzegazetesi.com  ve Devri Alem Belgesel TV Programı www.devrialem.tv  olarak  yayınladık.

Gebze Barış Mahallesi’nde düzenlenen ağaç bayramı ve fidan dikme törenini canlı yayınladık.

***

Tıp Bayramında Sağlık Çalışanları İçin Fidan Dikildi

Gebze Belediyesi tarafından yapılan yazılı açıklama da şu ifadelere yer verildi;

‘’…Gebze Belediyesi Sağlık Çalışanları Ağaçlandırma Alanı’nda düzenlenen törende, Belediye Başkanı Zinnur Büyükgöz ve ilçede görevli sağlık çalışanları tarafından fidanlar toprakla buluştu.

Barış Mahallesi’nde Sağlık Çalışanları için ağaçlandırma alanı oluşturuldu. Düzenlenen ağaç dikme töreninde Gebze Belediye Başkanı Zinnur Büyükgöz ve sağlık çalışanları fidanları birlikte toprakla buluşturdu. Sağlık çalışanlarının yanı sıra öğrencilerin, belediye başkan yardımcıları, belediye meclis üyeleri ve mahalle muhtarlarının da katıldığı törende kısa bir selamlama konuşması yapan Gebze Belediye Başkanı Zinnur Büyükgöz, “14 Mart Tıp Bayramında, kahraman sağlık çalışanlarımızın isimlerinin yaşatılacağı bir ağaçlandırma alanı oluşturacağımızın sözünü paylaşmıştım. Bu virüs musibetiyle mücadele ettiğimiz zor günlerimizde fedakarca yanımızda olan, bir nefes olan sağlıkçılarımıza ne kadar teşekkür etsek azdır. Gebze Belediyesi olarak ilçemizin genelinde ağaçlandırma ve yeni park kazandırma çalışmalarımıza hız kesmeden devam edeceğiz” ifadelerini kullandı. Konuşmanın ardından katılımcılar fidanları toprakla buluşturdu.

Korona Vebası ve Mübarek Ramazan Ayı

Mübarek Ramazan ayı geldi… 12 Nisan 2021 günü (dün) teravih namazı kılıp, sahura kalktık.  Bugün 13 Nisan 2021’de ramazanın ilk orucunu tutuyoruz.

Öncelikle mübarek Ramazan ayının devlet ve milletimiz başta olmak üzere, İslam alemi ve tüm insanlığa hayırlı olması dileğinde bulunuyorum.

Korona vebası salgını günlerinde ikinci Ramazan ayını idrak ediyoruz. Tüm insanlığa savaş açan korona vebasının Ramazan ayı hürmetine son bulmasını, tüm hastalarımızın şifaya kavuşmasını Allah’tan niyaz ediyorum.

Zaman ne de hızlı geçiyor… Daha dün diyeceğimiz bir zaman diliminde oruç tutup, bayram coşkusunu yaşamıştık. Yeniden Ramazan-ı Şerif geldi. Bir yıl içerisinde çok önemli olaylar yaşadık. 2020 yılı çok zor geçti, insanlık alemi korona vebası ile mücadele etti. Halen korona en büyük tehdit ve tehlike.

Bir yıl içerisinde yaşadığımız olaylar filmlere, belgesellere ve kitaplara sığmayacak kadar büyüklükte. Yaşanan bu olayları hiçbir zaman unutmamalı ve unutturmamalıyız. Öncelikle mübarek Ramazan-ı Şerif’e hoş geldin derken, Ramazan ayının yüzü suyu hürmetine yüce yaradan ülkemizi, milletimizi ve İslam coğrafyasını her türlü felaket, bela ve terör saldırısından, hastalıktan korusun.

RAMAZAN-I ŞERİF COŞKUSU

Ramazan-ı Şerif bu yıl nisan ve mayıs ayı içerisine denk geliyor. Benim Gebze’de ilk oruç tuttuğum yılın sene-i devriyesini geçirdim.

36 yıl önce Gebze’de ilk haziran ayında orucumu tutmuştum, askerlik dönüşü Gebze’ye geleli 40 yıla yakın bir tarih… 1982 haziran ayından itibaren Gebze’de neler gördük, neler yaşadık. Bunların tümünü makale sayfamda görebilirsiniz. Yaşadığımızın tüm olayları her gün değerlendirip, tarihe not düşüp, zamana noterlik yaparken, arşivlerimizde topluyoruz. İnşallah bu Ramazan’ı huzurlu ve mutlu bir şekilde yaşar ve idrak ederiz.

RAMAZAN KÜLTÜRÜ

11 Ayın sultanı mübarek Ramazan ayı dün akşam kıldığımız teravih namazı ve gece kalktığımız sahurla başladı. Ramazan ayı sadece oruç ibadetinin yerine getirildiği ay değil, başlı başına bir kültür, medeniyet ve tarihin yaşanması ve yaşatılması demek. Ramazan kültürünü doya doya yaşamak için mübarek Ramazan ayına hazırlık yaptık mı?

Ramazan ayı sadece İslamiyet’in 5 temel şartından birisi olan oruç tutulan dini bir ibadetin ifade edildiği ay değil, fakirlere fitre ve zekatların verildiği sosyal bir olaydır. “Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir” Hadisi Şerifi ile “Tok olan acın halinden anlamaz” ata sözümüz; anlamını Ramazan ayında tutulan oruçta bulmakta.

Orucun nefis terbiyesi, insan iradesinin kuvvetlenmesi ve en önemlisi aç olan insanların halini anlamak için önemli bir fırsattır. Gösteriş ve israfa kaçmadan verilen toplu iftar yemekleri ve fakirlere erzak dağıtımı aç olan insanlara karşı dini bir görevdir. Bu dini ve toplumsal görev acaba ne kadar yapılıyor?

Huzur, bereket ve sağlık ayı olan Ramazan´da verilen gösterişli iftar yemeklerinde, fakirin hakkı olan yemeklerin zenginlere verilmesi üzücü. Dini bir ibadet olan iftar yemeklerine gösteriş için büyük paraların harcanması israftır. Gebze’de sayıları hızla artan, çok sayıda insanın kuru ekmek ve çorba ile iftar açtığını unutmamak gerekiyor.

GÖSTERİŞ İÇİN İFTAR YEMEKLERİ VERİLMEMELİ

Daha önce defalarca yazdık, başta belediyeler olmak üzere birçok kurum, kuruluş gösterişli iftar ve sahur programları düzenliyordu.

Beklediler büyük paralara Ramazan ayı ruhuna uymayan ve rant için sözde kültür etkinlikleri organize ediyor, halkın parasını birilerine Ramazan ayında kullanarak peş keş çekiyordu…

Allah cc öyle bir veba belası verdi ki iftar ve sahur sofraları kurulamaz oldu. Birbirimize hasret kaldık, samimi iftar sofraları bile açılamıyor.  Teravih namazlarını bile toplu olarak kılamıyoruz. Ramazan coşkusu ve Ramazan kültürünü bile, doya doya yaşayamıyor, evlerde hapis hayatı yaşıyoruz.

Gösterişli iftarlarla ilgili ne yazmıştım?

Sizlerle, daha önce bu köşede yazdığım gösterişli iftarlarla ilgili yazımın bir bölümünü paylaşmak istiyorum.

“…Gösteriş için verilen iftar yemeklerinde milyarlarca lira para harcayanlar, fakirler için acaba kaç lira harcıyor? Bir dilim ekmeğe bile muhtaç insanların bulunduğu Gebze’de fakirler neden unutuluyor? Fakirlerin Ramazan ayını huzurlu geçirmesi için, kurum ve kuruluşlara büyük görev düşüyor. Dini ve milli görevimizi acaba ne kadar yapabiliyoruz? Fak-Fuk -Fon olarak bildiğimiz Kaymakamlık bünyesindeki Gebze Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı’na Gebzeli binlerce fakir ailenin kaydı var. Her gün Kaymakamlık binası birçok fakir insanın istekleri ile çınlıyor. Fakirler devlet kapısından yardım isterken zenginlerin gösterişli iftar sofralarında israf derecesinde para harcaması hem dini ve hem de ahlaki geleneğimize uymuyor.

BİNLERCE FAKİR İNSAN VAR

Gösterişli iftar yemeği veren kurum ve kuruluşlara bir çağrımız var. Gelin bu Ramazan ayında iftar yemeği paralarını Kaymakamlık bünyesindeki Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfına verelim. Gayri resmi rakamlara göre Gebze’de binlerce fakir insan buluyor. Unutmayalım ki bu fakirler bizlerden yardım bekliyor. Ramazan ayı, toplumu birbiri ile kaynaştıran çok önemli sosyal bir olay. Ramazan ayını en güzel şekilde yaşayalım. Unutmayalım ki Ramazan fakirlerin hatırlandığı bir aydır. Kendi kendimize soralım, Ramazan ayında fakirler için ne tür yardım yapacağız sorusuna cevap arayarak, hep birlikte hoş geldin Ya Şehr-i Ramazan diyelim…” (Kaynak: www.gebzegazetesi.com)

Evet korona vebasından alacağımız çok dersler var. Öncelikle kendi adıma yazıyorum, asrımızın en büyük felaketi ve imtihanı korona vebasından hiç ders almıyoruz. Sevgi, saygı ve vefa gibi bizi biz yapan değerlerimizi kaybettik. Herkes birbirinden uzaklaştı, akraba ve komşuluk ilişkileri çoktan bitti. İnsanlar birbirinden uzaklaştı. Telefonla bile insanlar birbirini aramıyor.

Gençlerimiz, çocuklarımız ve geleceğimiz olan evlatlarımız korona vebasından en çok etkilenen ve büyük sorunlar yaşayan kesim oldu. Eğitim alamıyorlar ve psikolojileri bitik durumda.

Duam ve isteğim, bu mübarek Ramazan ayı insanoğluna rahmet olur, korona vebası son bulur ve yeniden mutlu huzurlu günlere döneriz…

Polis Teşkilatı Haftasını Kutlarken

Polis Teşkilatı 10 Nisan 1845’te kuruldu. 176 yıldır devlet ve milletinin hizmetinde olan Polis Teşkilatı ile ilgili birçok gazetecilik anımız var.

Gebze’de 39 yıllık gazetecilik anılarımızda Polis Teşkilatının ayrı bir yeri vardır. Gebze’de gazeteciliğe ilk başladığım 1982 yılında, Gebze Polis Karakolu Yeni Çarşı’da iki katlı kiralık bir binanın ikinci katında faaliyet gösteriyordu.

Karakol amiri ve sayıları çok az olan polis memurlarının Gebze’nin asayişini sağladığı yıllar, o zamanlar Hereke ve Darıca Belde Belediyeleri olarak Gebze ilçesine bağlı, bugün ilçe konumundaki Dilovası ve Çayırova ilçelerinin mahalle olarak Gebze’ye bağlı olduğu yıllar…

Askerden yeni gelmiş, çiçeği burnunda genç gazetecilik yıllarımız, haberden habere koşturduğumuz zamanlar, polis arkadaşlarımızın haber almamıza destek olup katkı verdiği yıllar…

Zaman hızla gelip geçti. Gebze ile birlikte emniyet teşkilatı da büyüdü, birçok polis müdürü, amiri ve polis memuru tanıdık ile birçok acı tatlı anılarımız oldu. Şehit olan polis şefi ve memuru arkadaşlarım… 1982’den 2021’e 39 yıl geçmiş. 39 yılda her yıl, 10 Nisan’da Polis Haftası’nı kutlayan yazılar kaleme alırım, işte o yazılardan biri ile Polis Teşkilatımızın 176. yılını kutluyor, başarılar diliyorum.

Asayiş berkemal, polisimiz başarılı olsun…

TÜRK POLİS TEŞKİLATI TARİHİ

Devri Alem Belgesel TV programı www.devrialem.tv  ve Gebze Gazetesi  www.gebzegazetesi.com  olarak can ve mal güvenliğimizin teminatı olan tüm polisimize başarılar dileyerek, kuruluşunun 176. yıl dönümünde Polis Haftası’nı kutluyoruz.

Türk Polis Teşkilatı’nın kuruluşunun 176. yılı coşku ile kutlanıyor. Türklerde kamu düzen ve güvenliği işleri Subaşılar tarafından belli yasalara uygun olarak yürütülmüştür. Oğuz Han’ın Oğuz Türesi, Cengiz Han’ın Uluğ Yasası, Timur’un Tüzükkatı o devirlerin belli başlı hukuk kuralları örnek olarak gösterilebilir.

Türk Polis Teşkilatı modern anlamda 10 Nisan 1845 tarihinde İstanbul’da kuruldu. Halen 1937 tarihli ve 3201 sayılı Emniyet Teşkilat Kanunu’na dayanarak örgütlenmiş ve 1934 tarihli 2559 sayılı Polis Vazife ve Sâlahiyet Kanunu ile yetkilendirilmiş bir teşkilat olarak işlevini devam ettiriyor. İçişleri Bakanlığı’na bağlı bir genel müdürlük olan teşkilat merkezde daire başkanlıkları, taşrada İl ve İlçe Emniyet Müdürlükleri olarak örgütlenmiştir.

Kurulduğu 10 Nisan 1845 tarihinden bugüne kadar huzur ve düzenin sağlanması için görevini sürdüren Polis Teşkilatı 10 Nisan’da kurulduğu için 10 Nisan’ı her yıl Polis Günü olarak kutlar, içerisinde bulunduğu hafta ise Polis Haftası olarak anılır.

Osmanlı ‘dan Cumhuriyete Polis Teşkilatı Kuruluş Süreci ve Tarihi

Osmanlı imparatorluğunun kuruluşundan yıkılışına kadar önemini hiç kaybetmeyen konulardan birisi olan iç güvenliğin sağlanması, emniyet ve asayişin korunması görevi başlangıçta basit bir şekilde ve askeri teşkilat tarafından yürütülüyordu. Devlet teşkilatının iyi işlediği XV. yy.’a kadar bu hizmetler aksamamış, çıkan problemler de kolaylıkla halledilebilmiştir. XVI. yy.’da özellikle yüzyılın ikinci yarısından itibaren gerileme ve çöküş başlamış, XVII. ve XVIII. yy.’lar boyunca kötüye gidiş hızlanarak devam etmiştir. XIX yy.’ın başlarına kadar işlevini yitirmiş kurumlarla birlikte, kolluk hizmetini yürüten orduda da bazı düzenleme girişimleri yapılmışsa da önemli sonuç alınamamıştır. lll. Selim’in başa geçmesiyle birlikte maliye, ekonomi, ülke yönetimi ve özellikle ordunun üzerinde durumuş, bazı yenilikler yapılmaya başlanmıştır. “Nizam-ı Cedid” denilen bu düzenlemeler de, lll. Selim’in öldürülmesiyle son bulmuş, ülke tam bir keşmekeş içerisinde, emniyet ve asayişin kalmadığı bir ortama sürüklenmiştir. II. Mahmut 1826 yılında Yeniçeri Ocağı’nı kaldırmakla, yeni düzenlemelere karşı koyan belli başlı etkin güçlerden, sadece en önemlisini yıkmış olmuyor aynı zamanda ülke çapında asayişin bozulma sebeplerinden birini de ortadan kaldırıyordu. II. Mahmut’ un istediği halkın güvenlik içinde hayatını sürdürüp devlete karşı olan yükümlülüklerini yerine getirmesini sağlamaktı. Bu amaca yönelik aldığı çok yönlü önlemler arasında, emniyet ve asayişin korunması için “Asakir-i Mansure-i Muhammediye” ve “Redif Teşkilatı’nın” kurulması da vardı. Buna rağmen istenilen sonuç alınamadı. 1839 yılında Gülhane Hatt-ı Hümayunu’nun ilanıyla II. Mahmut’un kaldığı yerden başlanarak hemen her alanda yeni düzenlemelere gidildiği gibi fermanın en önemli prensiplerinden biri olan “Halkın can, mal ve ırzının korunması” prensibi için de önlemler alınıyordu. Sultan Abdülmecit döneminde iç güvenliğin korunması için 1845 yılında ilk defa “Polis” adı altında ve askeri teşkilattan farklı bir teşkilat kuruluyordu. Bir yıl kadar sonra “Zaptiye Müşiriyeti” kurulacak ve müstakilen yürütülmeye çalışılan kolluk hizmetleri için ilk adım atılmış olacaktı. Fakat ülke çapında tek bir kuruluş tarafından yürütülmek istenen kolluk hizmetleri, tam olarak teşkilatlanamamış ve bu deneme 1867 yılında “Teftiş Memurları” nizamnamesinin yayınlanmasıyla tekrarlanmıştır. Bu düzenlemeler ülkenin içinde bulunduğu kötü durumun bir neticesi olarak sonuç vermemiş, Tanzimat döneminde iç güvenliğin sağlanması için alınan önlemler ancak daha sonra kurulacak olan müstakil polis teşkilatına çekirdek olmaktan öteye gidememiştir. (Kaynak: Hacettepe Üniversitesi Arşivi)

Kütüphaneler Haftası ve Gebze’de Yok Olan Kütüphaneler

Kütüphaneler Haftası sona erdi. Kitap ve kütüphanelerle ilgili açıklamalar yapılıp, göstermelik ve yasak savma kabilinden törenler düzenlendi.

Kütüphaneler haftası dolayısı ile bizde gazeteci ve belgeselci olarak kültür ve medeniyet tarihimize karşı görevimizi yaparak, Gebze’de yakılıp yok olan kitap ve kütüphaneleri gündeme getirmek istedik.

Gebze’de geçmişte çok büyük kitap ve kütüphane katliamı yapıldı. Gebze’nin manevi tapu senedi Çoban Mustafa Paşa Vakfı Kütüphanesi, 1950’lerde yok edilip kitaplar yakıldı.

1981 yılında Atatürk’ün doğumunun 100. yıl anısına kurulan, Gebze Belediyesi 100. Yıl Atatürk Kütüphanesi 1990’lı yıllarda kapatılıp, kitaplar dağıtıldı.

Milletvekili merhum Alaettin Kurt tarafından Gebze Kültür Merkezi ve Kütüphanesi olarak yapılan bugünkü belediye binası, Kültür Bakanlığı’ndan alınıp Gebze ve Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’ne devredilerek, Gebze Halk Kütüphanesi çarşı içinde bir binanın bodrum katında hizmet vermeye mecbur edildi.

Keşke, Kültür Merkezi ve Kütüphane olarak yapılan binada halk kütüphanesine yer verilseydi.

Gebze ve Kocaeli Belediye Başkanlarını tarihi göreve davet ediyorum. Kültür Merkezi ve Kütüphane olarak yapılan Gebze’de oturduğunuz binada halk kütüphanesine yer tahsis ederek, tarih ve kültürümüze karşı vefa borcunuzu ödeyin.

Kütüphaneler Haftası ve Almanya’da Osmanlı Yazma Eserler Kütüphanesi

Kütüphaneler Haftası dolayısı ile 6 nisan 2021 günü sabah saat 7’de, TGRT Belgesel TV’de 10 yıl önce   Devri Alem Belgesel Programı www.devrialem.tv  olarak Almanya’da çektiğimiz belgesel yayınlandı.

Almanya’nın Başkenti Berlin’de Alman Devlet Kütüphanesi’nde Osmanlı Yazma Eserler Bölümü’nde çektiğimiz belgeselimizde, Türkiye’den kaçırılan ve Almanya’ya götürülen Osmanlı Yazma Eserler ve kitapların olduğu bölüm yayınlandı.

Belgeselle ilgili sosyal medya hesabımdan yaptığım paylaşım, Almanların kitap ve kütüphaneye verdiği önemi de gösteriyor, birlikte izleyelim.

***

Kocaeli Valimize Tarihi Görev

Gebze’de yok olan Çoban Mustafa Paşa Vakfı Kütüphanesi’nin yeniden kültürümüze kazandırılması için Kocaeli Valimiz Sayın Seddar Yavuz’a, Gebze kamuoyu adına bir çağrıda bulunup, Çoban Mustafa Paşa Külliyesi’nde yok olan Vakıf Kütüphanesi ile ilgili çalışma yaparak, kütüphanenin yeniden ihyasını sağlaması, tarihi kütüphanenin bulunduğu külliyedeki bölümde inceleme yaparak, bugün büro olarak kullanılan kütüphane bölümünün yeniden açılmasını sağlamasını istiyoruz.

Gazeteci ve belgeselci olarak, Gebzeli olan Medeniyet Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Gülfettin Çelik’in bir zamanlar eğitim gördüğü Çoban Mustafa Paşa Vakfı ve Kütüphanesi ile ilgilenmesini istiyor ve yok olan vakıf kütüphanesinin kültürümüze kazandırmasını bekliyoruz.

Sizlerle, Gebze Gazetesi’nde www.gebzegazetesi.com  da Çoban Mustafa Paşa’nın Gebze’de yok olan kütüphanesi ile ilgili daha önce Belgeselcinin Not Defteri köşesinde yazdığım yazımı  paylaşmak istiyorum.

“…Gebze’de Çoban Mustafa Paşa Külliyesi’nin en önemli özelliği kütüphanesinin bulunması. Gebze Meydanı’na bakan kapının üst katındaki iki odadan oluşan tarihi mekan Çoban Mustafa Paşa tarafından kütüphane olarak yapılmış ve kütüphanede el yazması kitaplar paha biçilmez değerde binlerce önemli kitaplar vardı. Kütüphane ile ilgili birçok araştırmacı buraya gelip araştırma yapmışlardı. Kütüphaneyi en son gören araştırmacılardan birisi de 1940’lı yıllarda Gebze’de araştırma yapan merhum gazeteci yazar Refi Cevad Ulunaydı. Ulunay, kütüphanenin değerli olduğunu ve içindeki kitapların çok kıymetli olduğunu yazarak şu tespitte bulundu, “ilerde araştırmacılık yapacaklar için böyle bir kütüphanenin önemli bir kaynak olabileceği muhakkakdır. Tarihi nitelikte kütüphanenin mutlaka korunması gerekmektedir.” tespitinde bulundu.

ÜNLÜ TARİHÇİ İBRAHİM HAKKI KONYALI’NIN KÜTÜPHANE İLE İLGİLİ TESPİTLERİ

Ünlü tarihçilerimizden İbrahim Hakkı Konyalı, Tarih Hazinesi adlı derginin 1951 yılında yayınlanan 12. sayısında “Gebze ve civarı’’ konulu bir araştırma makalesi kaleme alarak Çoban Mustafa Paşa’nın kendi adını taşıyan külliyenin kütüphanesinde kırk altı cilt tefsir şehri, otuz cilt hadis ve hadis şehri, yirmi beş cilt fıkır, on yedi cilt fetva, kırk yedi cilt Kur’an olmak üzere 165 cilt kitap vakvettiğini kaynaklara dayanarak açıklamıştı. Ayrıca 165 cilt eserin, İstanbul Türk ve İslam Eserleri Müzesi’nde korunduğunu kayda geçirmişti.

MUSTAFA PAŞA’NIN VAKFETTİĞİ KİTAPLAR KAYIP

Mustafa Paşa Kütüphanesi’nden İstanbul’a götürülen ve müzede olan kitaplarla ilgili araştırma yapan Gebze’nin araştırmacısı ve gazetecisi, uzun yıllar Gebze Gazetesi yazı işleri müdürlüğü yapan Nurettin Yüksel, kitapların büyük bölümünün kayıp olduğunu tespit ederek konuyu Türkiye gündemine taşımıştı. Aradan geçen yıllara rağmen kitaplar hala yok. Bu konuda tüm ilgilileri göreve davet ediyor, kitapların bulunması adına çaba sarf etmelerini ve Türk İslam Eserleri Müzesi’nde mevcut olan Mustafa Paşa Kütüphanesi’ne ait kitapların Gebze’ye getirilmesini ve kütüphanenin canlandırılmasını arzu ediyoruz.

ANSİKLOPEDİK KOCAELİ BELGESELİNDE ÇOBAN MUSTAFA PAŞA KÜTÜPHANESİ

1990 senesinde Nurettin Yüksel ve İsmail Kahraman tarafından hazırlanan Kocaeli belgeselinin 65, 66, 67, 68, 69, 70, 71 numaralı sayfalarında Gebze Çoban Mustafa Paşa Külliyesi ve Kütüphanesi’ne geniş yer verilmiş, Nurettin Yüksel, Tamer Eryiğit (müstear adı) ve İsmail Kahraman’la yapılan röportaj yer almış. Ansiklopedik belgesel kitapta yer alan röportaj ve külliye ile ilgili 25 yıl önce yer alan araştırma yazısı ile ilgili makalenin linkini sizlerle paylaşıyorum.

http://www.gebzegazetesi.com/m/?id=1957

(Kaynak Gebze Gazetesi)

Tarih Bilinci ve Tekalifi Milliye Emirleri

Tarih Bilincine Sahip Olmak, Her Şeye Sahip Olmaktır…

Tarih bilincimizi her zaman canlı tutmalıyız. Tarih, bizim geçmişimizdir, anılarımızdır… Tarih ve kültür bilincine sahip olmak her şeye sahip olmaktır. Pandemi dolayısı ile evlere kapandığımız ilk günlerden itibaren, hatıralarımı yazarak, tarihe not düşüyorum. Geçmiş anılarımızı hatırlayarak yaşadığımız bugünlerde, tarih bilincinin önemine bir kez daha değinmek istiyorum. Tarih ve kültür bilincine sahip olmak her şeye sahip olmaktır…

***

Daha önce tarih bilinci ve Tekalifi Milliye Emirleri ile ilgili yazdığım makalemi sizlerle yeniden paylaşmak istiyorum. Birlikte yeniden okuyarak anılarımızı tazeleyelim…

Tekalifi Milliye Yasası, Sakarya Meydan Muharebesi için çıkartılmıştı. Devlet bölgeyi tarihi milli park ilan ederek çok büyük yatırımlar yapmış.
https://m.youtube.com/watch?v=z_Yq293Zo-g
Korona virüsü ile ilgili mağdur ve ihtiyaç sahibi vatandaşlara yönelik bizzat Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan tarafından başlatılan yardım kampanyası, tarihi bir gerçeği de gün yüzüne çıkartıp, kamuoyunda konuşulmasına vesile oldu.

Sakarya Meydan Muharebesi ile ilgili sosyal sorumluluk projesi kapsamında, üç yıldan beri yaptığımız araştırma ve çalışmaların ayrıntısını www.sakaryazaferi.com sayfamızda bulabilirsiniz.

Tekalifi Milliye Yasası kapsamında gerçekleşen en büyük hizmet, İnebolu Limanı’ndan alınan askeri cephane Kastamonu ve Çankırı üzerinden Ankara’ya getirilmiş buradan Sakarya Meydan Muharebesi cephesine gönderilmiş. Bu yol İstiklal Yolu adı ile tarihi millipark ilan edilmiş. Devri Alem Belgesel Programı ve BRTV ortak 13 Mart 2020 tarihin de İstiklal Yolu Belgeseli çekmiştik.
https://www.facebook.com/brtv78/videos/2668257873406006/?sfnsn=scwspwa&d=w&vh=e&d=w&vh=e&extid=g7VxHmo3YZt1J1NE

Sakarya Meydan Muharebesi Nerede Yapıldı?

Tarihin en büyük meydan muharebelerinden birisi olan 1683 yılında başlayan Viyana Bozgunu, 238 yıl sonra durdurulduğu 23 Ağustos 1921 tarihinde başlayıp, 13 Eylül 1921, yılında sona eren Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluşunun başlangıcı olan Ankara’nın Polatlı ve Haymana ilçelerinde İngiliz destekli Yunanlılara karşı yapılan Sakarya Meydan Muharebesi’nin kazanılmasında çok önemli katkı sağlayan Tekalifi Milliye Yasası’nın, korona virüsü salgını ile gündeme gelmesi tarihi geçmişin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösterdi.
2015 yılında Sakarya Meydan Muharebesi’nin yapıldığı Polatlı ve Haymana Bölgesi Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın imzası ile tarihi milli park ilan edilmiş, bölgeye çok büyük yatırımlar yapılmış, toplu şehit mezarları bulunup şehitlik ve anıtlar yapılmış, müzeler kurulmuştur.
Sakarya Meydan Muharebesi ile ilgili hazırladığımız bir başka belgesel;
https://m.youtube.com/watch?v=i-0MeZbQnGM


Tekalif-i Milliye Emirleri İle İlgili Basında Yer Alan Bilgi Notu

Cumhurbaşkanı Sn. Erdoğan tarafından yapılan açıklamada yeni corona virüs tedbirleri açıklandı. Açıklama esnasında Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından Tekalif-i Milliye emirlerine değinildi. Yapılan açıklamanın ardından vatandaşlar Tekalif-i Milliye emirleri nelerdir sorusuna yanıt aramaya başladı. İşte Tekalif-i Milliye emirleri hakkında merak edilenler…

Tekâlif-i Milliye (Millî Yükümlülükler ya da Ulusal Vergiler), Kurtuluş Savaşı’nın dönüm noktalarından olan Sakarya Meydan Muharebesi öncesi ordunun ihtiyacını karşılamak ve Sakarya Savaşı’na hazırlanmak için Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’nın kanunla kendisine verilen yasama yetkisini kullanarak yayınladığı “Ulusal Yükümlülük” emirleridir. 7 Ağustos 1921’de yayınlanmış olup toplamı on maddedir.

TEKALİF-İ MİLLİYE EMİRLERİ NELERDİR?
Her ilçede bir tane Tekâlif-i Milliye Komisyonu kurulacak. Her ilçede bir tane Tekâlif-i Milliye Komisyonu kurulacak. Halk, elindeki silah ve cephaneyi 3 gün içinde orduya teslim edecek. Her aile bir askeri giydirecek. Yiyecek ve giyecek maddelerinin %40’ına el konacak ve bunların karşılığı daha sonra geri ödenecek. Ticaret adamlarının elindeki her türlü giyim eşyasının %40’ına el konacak ve bunların karşılığı daha sonra geri ödenecek. Her türlü makineli aracın %40’ına el konacak. Halkın elindeki binek hayvanlarının ve taşıt araçlarının %20’sine el konacak. Sahipsiz bütün mallara el konacak. Tüm demirci, dökümcü, nalbant, terzi ve marangoz gibi iş sahipleri ordunun emrinde çalışacak. Halkın elindeki araçlar bir defa olmak üzere 100 km’lik mesafeye ücretsiz askeri ulaşım sağlayacak.

Tekâlif-i Milliye Emirleri, 7 ve 8 Ağustos 1921 günleri yayımlanmıştır ve on emirden oluşmaktadır. “Tekâlif-i Milliye Emirleri” çok kapsamlı olup bir taraftan aynı vergi mahiyetindeki uygulamayı içermekte, diğer taraftan da hizmet vergisi mahiyetindeki uygulamayı öngörmektedir.
Her ilçede kaymakamın başkanlığında malmüdürü ve ilçenin en büyük askeri amiri ile idare meclisi, belediye ve ticaret odalarının seçtikleri üyelerden oluşan Tekâlif-i Milliye Komisyonları (Milli Yükümlülükler Komisyonları) Kurulacaktır. Bu komisyonlara o yörenin Müdafaa-i Hukuk Dernekleri merkez kurulundan iki üye ile köylerde imamlar ve muhtarlar tabii üye olarak katılacaklardır. Tekâlif-i Milliye Komisyonları derhal toplantılara başlayacak ve hiçbir komisyon üyesine hizmetleri karşılığı ücret ödenmeyecektir. Ayrıca her komisyon iki ay süre ile askeri hizmetleri ertelenmek üzere altı memur çalıştıracaktır. (kaynak milliyet gazetesi)

İletişim Başkanı Fahrettin Bey’e TRT ve Anadolu Ajansı Mektubu

TRT ve Anadolu Ajansı Gebze’ye temsilcilik açmalı…

Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasında Anadolu Ajansı’nın çok önemli yeri vardır. Anadolu Ajansı, 101 yıl önce 1920 yılında İzmit sancağında kuruldu. İngiliz ve Yunanlılar tarafından İzmit işgal edildiği için vilayet merkezi, İzmit sancağına bağlı Geyve’ye taşındı. Vilayet merkezi olan Geyve Tren İstasyonu’nda kurulma kararı alınan AA’nın Kocaeli’de kurulduğu, maalesef bugün bilinmez.

Bugün Anadolu Ajansı’nın bağlı olduğu Cumhurbaşkanı İletişim Başkanı Sayın Fahrettin Altun, Kocaeli Gebzelidir.

Gebzeli gazeteci ve belgeselci olarak Fahrettin Bey’e Kocaeli kamuoyu adına geniş bir mektup yazarak, Anadolu Ajansı ve TRT’nin Gebze’ye yakın ilgi göstermesini ve temsilcilik açmasını istiyoruz.

Gebze bölgesinde, kaşeli Anadolu Ajansı muhabirinin, AA’nın Sakarya Bölge Müdürlüğüne bağlı olması Gebze’ye verilen önemi gösteriyor.

Kocaeli nüfusunun yarısı Gebze bölgesinde. TÜBİTAK, Bilişim Vadisi, Gebze Teknik Üniversitesi, organize sanayi bölgeleri… Türkiye’nin en önemli ilçesi Gebze, haber açısından çok geniş potansiyele sahip.

TRT ve Anadolu Ajansı’nın, gündüzleri nüfusu 1 milyon 500 bin olan Gebze’ye ilgisiz ve duyarsız olması Gebze bölgesinde tepki ile karşılanıyor.

İletişim Başkanı Sayın Fahrettin Altun’dan, Gebze bölgesinde 46 yıldır gazetecilik ve belgeselcilik yapan birisi olarak, gençlik yıllarının geçtiği, lise eğitimini gördüğü Gebze’ye TRT ve Anadolu Ajansı’nın temsilciliğini açmasını istiyor ve bekliyoruz.

Gebze Gazetesi www.gebzegazetesi.com olarak abonesi olduğumuz Anadolu Ajansı’ndan Gebze’ye ilgi göstermesi için İletişim Başkanlığı strateji Başkanı Gebzeli Sayın Mustafa Malkoç Bey’den de ilgi göstererek, destek olmasını istiyoruz.

Anadolu Ajansı, bugün 101 yaşında. Kuruluş kararı, o yıllarda Kocaeli’ye bağlı ilçe olan Geyve’de alınarak, 6 Nisan 1920’de kuruldu.

Anadolu Ajansı 101. Kuruluş Yılını Kutluyor

Anadolu Ajansı’nın 100. kuruluş yıldönümü dolayısı ile geçtiğimiz yıl Gebze Gazetesi www.gebzegazetesi.com  da geniş bir makale yazmıştım. O makalemi sizlerle paylaşıyorum…

http://www.gebzegazetesi.com/m/?id=31564

Anadolu Ajansı ve Gazetecilik Anılarım

Anadolu Ajansı’nın, gazetecilik ve belgeselcilik hayatımda çok önemli ve anlamlı yeri var. Yıllarca Gebze’de Anadolu Ajansı muhabiri olarak temsilcilik yaptım, deyim yerinde ise gazeteciliği Anadolu Ajansı’ndan öğrendim.

Koronavirüs felaketi ve salgını dolayısı ile evlere kapandık. Geçmiş anılarımızı hatırlıyor, hatıralarımızla geçmişi yeniden yaşıyoruz.

Anadolu Ajansı’na Nasıl Muhabir Oldum?

Tarihler 1982 yılı, vatani görevimi Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Seyir Hidrografi ve Oşinografi Daire Başkanlığı Basın Halkla İlişkiler Biriminde tamamladım. O yıllara ait anılarımı, ayrı bir yazı da kaleme alacağım. Asker ocağı bana çok şey öğretti. Birçok anım var, birçok insan tanıdım. Askerlik anılarını unutmak mümkün mü, hey gidi asker ocağı anıları…

Gebze’ye geldiğimde ilk işim Anadolu Ajansı Gebze Temsilcisi olmak.

Gebze Hükümet Caddesi üzerindeki küçük kitap ve kırtasiye dükkanımda, bugün sizlerle paylaştığım, o yıllarda çektiğim iki fotoğraf çok şey anlatıyor. O yıllarda İzmit’te bastığım haftalık Gebze Gazetesi’ni yayınlıyor, bir taraftan da Tuzla’dan Derince’ye kadar, Gebze bölgesinin haberlerini her gün telefonla Anadolu Ajansı’na gönderiyorum.

1997 tarihine kadar devam eden Anadolu Ajansı muhabirliğim sırasında, birçok genel müdür, bölge ve yurt haberler müdürü tanıdım. Birçok seminer ve toplantıya katılıp, bilgi sahibi oldum.

Anadolu Ajansı bugün 100 yaşında, AA’nın kuruluş yıldönümü ile ilgili basında yer alan haberi sizlerle paylaşıyorum.

Anadolu Ajansı 100 Yaşında

http://100yil.aa.com.tr/

AA’NIN KURULUŞU FİLMİ

AA’nın kuruluşu TRT Ekranlarında

TRT’nin dizisi “Ya İstiklal Ya Ölüm”de Anadolu Ajansı’nın kuruluşu anlatılıyor. Dizide Halide Edip, Atatürk’ün ve Yunus Nadi’nin yer aldığı bir akşam yemeğinde ajans kurulması fikrini teklif ediyor. Sonrasında ise kuruluş genelgesini daktilo ettirdiği görülüyor.

TRT’nin yeni dizisi “Ya İstiklal Ya Ölüm”de anlatılan Anadolu Ajansı’nın kuruluş videosunu izlemek için tıklayınız.

https://www.aa.com.tr/tr/vg/video-galeri/trtnin-yeni-dizisi-ya-istiklal-ya-olum-anadolu-ajansinin-kurulusunu-anlatiyor/0

KURULUŞUNDAN BUGÜNE ANADOLU AJANSI

Anadolu Ajansı’nın tarihi, Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihi ile adeta özdeştir. Türkiye Büyük Millet Meclisi açılmadan 17 gün önce 6 Nisan 1920’de kurulan Anadolu Ajansı, TBMM’nin çıkardığı ilk yasaları duyurdu; Milli Mücadele’nin ve Kurtuluş Savaşı’nın her aşamasına, Cumhuriyet devrimlerine tanıklık etti.

İstanbul’un 16 Mart 1920’de resmen işgali ve Meclis-i Mebusan’ın kapanması üzerine Mustafa Kemal Paşa, Ankara’da toplanacak Meclis için seçim yapılmasını illere bildirdi. Artık İstanbul’da kalınamayacağını gören bazı aydınlar da bir süredir Milli Mücadele’ye katılmanın yollarını aramaktaydı. Bu gelişme, Anadolu Ajansı’nın kuruluşunu da sağlayacaktı.

Ankara’ya doğru yola çıkan iki ayrı kafilede yer alan gazeteci Yunus Nadi (Abalıoğlu) ile gazeteci yazar Halide Edip (Adıvar), 31 Mart’ta Geyve’de buluştular. Tren istasyonundaki mola sırasında Ankara’ya gider gitmez ilk iş olarak “bir ajans teşkilatı” kurulmasının gerekliliğini görüştüler. Ajansın adını konuşurlarken; “Türk,” “Ankara,” “Anadolu” seçenekleri arasından “Anadolu Ajansı” isminde karar kıldılar. (Sabah Gazetesi )