Sığınmacı Dramına Dünya Neden Seyirci?

Tarih tekrar ediyor
Edirne’de insanlık dramı yaşanıyor.
Dünya sığınmacı dramına duyarsız,
Yunanistan insanlık suçu işliyor,
Tarih tekerrürden ibaret derler;
İbret alınsa hiç tekrar eder miydi?

Yunan hududunda sığınmacıların yaşadığı dram ve insanlık ayıbı bize tarihi göçleri hatırlattı. Balkanlar’dan göç eden Türkler geçmiş de ekmek bulamadıkları için, Edirne Tunca Irmağı kenarındaki kavak ağaçlarının kabuklarını yemişlerdi.
1989’da Bulgaristan’dan Türkiye’ye yüz binlerce kişi sürülmüş, Kapıkule’de büyük bir dram yaşanmıştı. Dünya bu olaya da seyirci kalmıştı.
İlim Kültür Tarih Araştırmaları Merkezi www.iktav.com olarak hazırladığımız Balkan göçü ile ilgili araştırma yazımızı sizlerle paylaşıyor, insanlık tarihi bu acı olaylardan ders ve ibret alsın istiyoruz.

Rumeli’den Anadolu’ya Göçleri Unutmayalım!

1804 ve 1878 yılındaki OSMANLI- RUS savaşından sonra yoğunlaştı. Osmanlı Devleti’nin, Balkanlar’da karşılaştığı en büyük yenilgi olan ve 93 Harbi olarak da bilinen 1877-78 Osmanlı -Rus Savaşı çok büyük bir Müslüman kıyımına neden olduğu gibi, bu savaş nedeniyle Tuna ve Edirne vilayetlerinde yaşayan toplam 1.500.000 Türk’ün 1.253.500’ü açlık, hastalık ve katliamdan kurtulmak için Anadolu’ya göç etti. 261.937 Müslüman Türk vahşice katledilmiş ya da sürgünler sırasında soğuk ve açlıktan yollarda ölmüştür. Bu nedenle 93 Harbi halk arasında “Koca Bozgun” olarak nitelendirilir.
Takip eden süreçte İmparatorluğun, Balkanlar’daki topraklarına göç ederek Edirne ve İstanbul’a yığılan göçmenler, ağırlıklı olarak Trakya, Marmara, Kuzeybatı ve Batı Anadolu bölgelerine yerleştirildi. 5 Ekim 1908’de bağımsızlığını ilan eden Bulgaristan’ dan sonra birçok balkan ülkesi bağımsızlıklarını ilan etmesi ile evladı Fatihan göçleri yoğunlaşır.

Balkan Savaşları, Göç ve Sürgünler…
1912 ve 1913 yıllarında yaşanan 1 ve 2. Balkan Savaşları sonrasında göçün bilançosu ağırlaşır. Her yer de muhacerat feryadı yeri göğü inletir. Bugün, Yunan ve Bulgar hududun da yaşanan Suriye ve diğer ülke sığınmacılarının yaşadığı sıkıntılardan çok daha fazlası o yıllarda yaşanır. Muhacirler acından ölmemek için Edirne’de ağaç kabuğu yemek zorunda kalır.

Azıcık kurcala toprakları, seyret ne çıkar;
Dipçik altında ezilmiş, parçalanmış kafalar!
Bereden reng-i hüviyetleri uçmuş yüzler.
Kim bilir hangi şenaatle oyulmuş gözler.

1911 yılında Osmanlı’nın elinde bulunan Balkanların Müslüman nüfusu 2.315.293 kişidir. Oysa Balkan Harbi sonrasında bu topraklarda kalan Müslüman nüfus yalnızca 870.114 kişiden ibarettir. Fark 1.445.179 kişidir ki, böylece toplam nüfusun yüzde 62’si eksilmiş olmaktadır. Ayrıca diğer bir durum ise savaş öncesindeki nüfusun yaklaşık 650 bininin kayıp olduğudur. Bu kayıpların da tümünün katledildiği, açlık ve hastalıklarla kurban gittiği görülmektedir. Tarihi belgeler, Balkan Harbi sürecinde katliam sonucu öldürülen evladı Fatihan Türkü sayısını 632.408 kişi olarak bildirmekte. Balkanlarda büyük katliamlar ve soy kırımlar yaşanır, kan göz yaşı ve vahşet devam eder.
Acı ama gerçek tarih bu bölgelerde bugün tekrar etmekte, bu kez Suriye, Irak ve Afganistan bölgesinden çok sayıda sığınmacı göçmen, Türkiye üzerinden Avrupa’ya gitmek için ölüm kalım mücadelesi vermekte.
Milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un mısraları, geçmiş de yaşanan Bulgar, Yunan ve Sırpların göçmen Türklere yaptığı vahşet ve mezalime ışık tutup tercüman oluyor.

Medeniyet denilen vahşete lanetler eder,
Nice yekpare kesilmiş de sırıtmış dişler.
Süngülenmiş, kanı donmuş nice binlerle beden
Nice başlar, nice kollar ki, cüda cisminden!
Beşiğinden alınıp, parçalanan mahlukat;
Sonra namusuna kurban edilen bunca hayat!
Bakalım, yavrusu uğrar mı, deyip, karnından,
Canavarlar gibi şişlerde kızarmış nice can.

FATİH’İN FERMANI BALKANLAR’DA ÇINLIYOR

Adriyatik’ten Tuna boylarına, Bosna’dan Girit’e gönül coğrafyamız da her şey bize bizi ve ecdadımız evladı Fatihan’ı hatırlatır. Zaman durur ve tarih dile gelir. Bugün Bosna’nın bir köyündeki kilise duvarını süsleyen Fatihin o meşhur fermanını adeta duyar gibi olursunuz. Osmanlı’nın en güçlü dönemin’ de yayınladığı gerçek insan hakları beyannamesini, bir kez daha sözde medeni geçinen Avrupalılara bir kez daha hatırlatalım.
Fatihin o meşhur fermanı, Yunanlılar başta olmak üzere tüm Avrupalılara ders ve ibret olur ;

……” Ben ki Sultân Mehmed Hanım. Cümle avâm ve havassa ma’lum ola ki, işbu dârendegan-ı fermân-ı hümâyun Bosna ruhbânlarına mezîd-i inâyetim zuhûra gelüp buyurdum ki, mezbûrlara ve kiliselerine kimse mâni’ ve müzâhim olmayıp ihtiyâtsız memleketimde duralar. Ve kaçup gidenler dahi emn ü emânda olalar. Gelip bizim hâssa memleketimizde havfsiz sâkin olup kiliselerine mütemekkin olalar. Ve yüce hazretimden ve vezirlerimden ve kullarımdan ve reâyalarımdan ve cemi’-i memleketim halkından kimse mezbûrelere dahl ve ta’arruz edip incitmeyeler, kendülere ve cânlarına ve mallarına ve kiliselerine ve dahi yabandan hâssa memleketimize âdem gelirler ise yemin-i mugallaza ederim ki yeri, göğü yaratan Perverdigâr hakkıçün ve Mushaf hakkıçün ulu Peygamberimiz hakkıçün ve yüzyirmidörtbin peygamberler hakkıçün ve kuşandığım kılıç hakkıçün bu yazılanlara hiç bir fert muhalefet etmeye Mâdâm ki benim emrime mutî’u münkâd olalar. Şöyle bilesiz…”
Fatih Sultan Mehmet Han

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s